Cumhuriyetin Müzik Politikaları

Fırat Kutluk’un derlediği müzik adına yapılanları, içeriklerinin anlamını ve uygulamanın sonuçlarını sorgulayan makalelerden oluşan ‘Cumhuriyetin Müzik Politikaları’, h2o Kitap’tan çıktı.

Osmanlı saltanatının son döneminde başlayan “Klasik Batı Müziği” ile modernleşmenin basamaklarında yükselme hevesi Cumhuriyet ile beraber bir ülkü haline gelmiştir. Klasik müziğin ithalinden klasik müzikte doku nakline geçilmiştir.

Ulus inşası ulusal müziği gerektirirken, ulusal müzik de kaynaklarını halkın bağrında arayacaktı. Aradı da…

Peki, derleme çalışmaları bilimsel bir sonuca vardı mı? Köy Enstitüleri, Halkevleri girişimlerinin sonuçları ne oldu? Bu kurumların kapatılması müzikte ufkumuzu açtı mı? “Köçekçe”ye klasik Batı müziği aşısı tuttu mu? “Klasik Türk Musikisi” yasağı ulusal bir müziğin oluşumuna zemin ve zaman kazandırdı mı? Türküleri etnik kimliğinden arındırmak onları ulusal kıldı mı? Biz bugün, ne dinliyoruz?

Bir önder, siyasetçi ya da seçkinler; ulus, ulusal kültür, ulusal müzik yaratmak için politikalara mı sahip olmalıdırlar yoksa talimatlar yeterli midir? Bir provadan diğerine ulusal müzik yaratılacağı beklentisi fazlasıyla hayaldi belki ama konservatuvarların ilk ya da onuncu mezunlarıyla hedefe varılacağı gerçekçi miydi?

‘Cumhuriyetin Müzik Politikaları’, işte bu sorulardan yola çıkarak müzik adına yapılanları, içeriklerinin anlamını ve uygulamanın sonuçlarını sorgulayan makalelerden oluşan ve ne yapılmaması gerektiğini sergileyen ve yapılabileceklerin ipuçlarını barındıran bir kitap…

Fırat Kutluk Kimdir?

1994 yılında “Türkiye’deki Pop Müzik Akımlarının Kültürel Çözümlemesi” başlıklı teziyle doktorasını verdi. Çeşitli müzik ve sanat dergilerinde yazıları yayımlandı, ulusal ve uluslararası sempozyumlarda bildirilerini sundu. Çok sayıda sempozyumun düzenlenmesine öncülük etti. Yeni Müzik konusunda konferanslar verdi. TRT Radyo III’de müzik programları yaptı (halen yapmakta). Müzik ve Politika (1997), Müziğin Tarihsel Evrimi (1997), In Which Direction is Music Heading? Cultural and Cognitive Studies in Turkey (2015), İllüzyon: Cumhuriyetin Klasik Müzik Serüveni (2016) ve Müzikte Cinsellik ve Toplumsal Cinsiyet (2016) başlıklı yayımlanmış beş kitabı bulunan yazar, halen Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri Bölümü’nde öğretim üyesidir. Kutluk, kurucusu olduğu DABMER’in (Dokuz Eylül Üniversitesi Akustik Araştırmalar Merkezi) yöneticiliğini de yapmakta.

Sermayenin Dini Olur mu?

‘Sermaye Dini’ yaklaşık 130 yıl önce, Paul Lafargue’in önderlerinden biri olduğu Fransız İşçi Partisi’nin yayın organı Le Socialiste’te yayınlanan küçük bir güldürü.

Fransa’da Marksizmin gelişme kaydettiği bir dönemde sermayeye ve sermaye düzenine dair Marksist tezleri dinin toplumsal kontrolü güçlendiren karakteriyle ilişkilendiren Lafargue, sermayenin nüvesindeki dinseli afişe ediyor. Sermaye Dini’ndeki metinlerin yapısını Kitab-ı Mukaddes geleneğine uygun şekilde oluşturarak, Marx’ın yaşamı boyunca sürdürdüğü siyasal iktisat eleştirisinden devraldıklarını, dinin ve sermayeyi yeni bir din olarak kabul eden kapitalizmin eleştirisine yönlendiriyor.

Kapitalizmin geçirdiği dönüşüme rağmen, sermayenin mantığının ve doğasının hiçbir şekilde değişmemesi nedeniyle güncelliğini koruyan bu metin, hicivle kurgunun, yer yer analitik değer taşıyan pasajlarla zekice yapılmış propagandanın başarılı bir harmanı. ‘Sermaye Dini’ hem tarihsel bakımdan hem de argümanın yalınlığı ve gücü bakımından Marksist literatürün gerçek bir klasiği sayılabilir.

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/din/sermaye-dini-paul-lafargue/

Lale Müldür’den modern bir Adem-Havva sorgulaması!

Pek çok şiiri bestelenen ve pek çok ödüllü usta şair Lale Müldür’ün son kitabı ‘Leonardo’ KaraKarga Yayınları’ndan çıktı.

Lale Müldür bu kitabında Leonardo ile modern bir Adem-Havva masalını, başka türlü bir galaksinin var olduğu iddiasını ve dünya üstündeki tüm kara aşkların feraha çıkma ihtimalini ortaya koyuyor.

 

”Terk edilmişim ben. Ya siz?
Mavi geniş boy bir valiz gibi terk edilmişim.
Leonardo tam zamanında terk ettin beni.
Camdan düşen ilk taştın sen, bacağa sürülen ilk yara kremi…
Leonardo terk ederken dünyayı, ne olur terk etme beni.”

 

 

Benoît Hamet’in çizimleriyle, Lale Müldür’ün kelimeleri aynı kitapta buluşarak okuyanların ve görenlerin kalbine isabetli bir atışta bulunuyor.

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz: http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/edebiyat/leonardo-lale-muldur/

CARAVAGGIO’dan WARHOL’a, Dünyaya Bakışınızı Değiştirecek 50 Sanat Eseri

30 Saniyede Güzel Sanatlar

Lascaux Mağarası’nda ki tarih öncesinden kalma resimlerden günümüze, sanatçılar kendi eşsiz kişiliklerini eserleri yoluyla ortaya koydu. Bu bağlamda hayranlık duymak ve takdir etmek için pek çok harika sanat eseri sayılabilir. Peki ama nasıl oldu da sanat anlayışı Rönesans’ın klasik uyumundan Kübizme evrildi? Farklı eserleriyle sanata bakışımızı değiştiren pek çok öncü sanatçı hangi aşamalardan geçti? Daha da önemlisi, sanata bakışımızı değiştiren eserlere göz atarken hangilerinden başlamak gerekiyor?

30 Saniyede Güzel Sanatlar, bu soruların yanıtını vermeye çalışıyor. Kitapta Batı sanatının her biriken dişartlarına göre açıklanmış dönemlerini yedi bölüm altında örneklendiren 50 şaheser sunuluyor. Tam sayfa illüstrasyonların yanısıra takdim edilen 3 saniyede taslak bölümleri, resim ve heykelleri tanıtıyor. Tabii eserlerin sanat tarihine yaptığı katkı da en dolaysız yoluyla anlatılıyor.

Leonardo da Vinci’den Picasso’ya, Michelangelo’dan Monet’ye kadar birbirinden değerli sanatçıların dünyaca ünlü eserlerini konu edinen bu kitap müthiş bir bilgi hazinesi sunarken, sanatseverlerin başucundan ayıramayacağı referans kitabı olacak.

Gerek özel fırça darbeleri, gerek materyallerin yenilikçi biçimde kullanımı, gerekse en bariz biçimiyle otoportrelerde görülen gerçekçilik yoluyla olsun, sanatçı ile sanat eseri arasında kurulan dolaysız bağı bir kez daha görmek isteyen sanatseverler için…

30 Saniyede Güzel Sanatlar ile dünyanın en önemli sanat galerilerin de benzersiz bir tura çıkmaya hazır olun.

Ertem Eğilmez filmlerinin yol haritası bu kitapta!

ABD’li yazar Eugene Vale’in imzasını taşıyan ‘Vale’in Senaryo Teknikleri’ adlı kitap Küsurat Yayınları’ndan Türkçe olarak yayımlandı. Yazar ve yönetmen Selçuk Aydemir, Ertem Eğilmez filmlerinin yol haritasının bu kitapta yer aldığını ifade etti.

Eugene Vale‘in senaryo tekniklerini anlattığı ‘Vale’in Senaryo Teknikleri’adlı kitabın Türkçe çevirisi Küsurat Yayınları tarafından yayımlandı. Ödüllü roman yazarı Eugene Vale, senaryonun yanı sıra yönetmenlik, kurgu, dağıtım ve finans dahil olmak üzere sinemanın birçok alanında çalıştı. Senaryosunu yazdığı 1956 yapımı kısa belgesel ‘The Dark Wave’, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından Oscar ödülüne aday gösterilmiş; ‘The Shattered Dream’ (1953) ise Writers Guild of America (Amerikan Yazarlar Birliği) tarafından En İyi Televizyon Dizisi seçilmişti.

‘Vale’in Senaryo Teknikleri’, senaryonun ilk fikrinden son aşaması olan çekim senaryosuna kadar bir yol haritası sunuyor okurlara. Vale, film yaratım sürecinin her aşamasında senaryo meraklıları için senaryo hakkında derinlemesine bilgiler verirken bu bilgileri senaryo örnekleriyle desteklemekle kalmayıp, film yapım süreciyle ilgili  pratik bilgileri de okuyucularıyla paylaşıyor.

Kitap; sahne, aksesuar, nesne, oyuncu, ışık, diyalog, mekân, zaman, karakterizasyon, niyet, seyirci üzerindeki etki, fikirden nihai biçime nasıl gidileceği, dramatik yapı anlayışları, senaryo yazımı, tretman, taslak, uyarlama, çekim senaryosu, yaratım süreci gibi pek çok konuda meraklılarını bilgilendirme amacını taşıyor.
Eugene Vale’in (1916-1997) kaleminden çıkan, dramanın temel bilgilerini veren Vale’in Senaryo Teknikleri; yazma becerilerini geliştirmek isteyenler, sinema öğrencileri, profesyonel senaristler ve filmler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için rehber olacak.

‘Çalgı Çengi’, ‘Düğün Dernek’ gibi filmlerin senaryo yazarı ve yönetmeni Selçuk Aydemir, kitabın tanıtım bülteninde yer alan açıklamasında birçok Yeşilçam klasiğine imza atan yönetmen Ertem Eğilmez’in de bu kitaptan yararlandığını şu sözlerle açıklıyor: “Eugene Vale’in elinizdeki kitabı 1944 yılında Amerika’da yayınlanır yayınlanmaz çok satanlar listesine girdi ve günümüze kadar senaryo yazımı ile ilgilenen amatör profesyonel her ilgili için başucu kitabı olmayı başardı. Yalnızca senaristler değil; yapım şirketleri, stüdyolar ve senaryo seçimine özen gösteren yönetmenler için eşi bulunmaz bir hazine haline geldi.
Türk sineması için önemi hepimizin malumu olan Ertem Eğilmez’de de bu kitabın iki ayrı çevirisi vardı. Süt Kardeşler ile başlayıp hasılat rekorları kıran ve günümüzde de aynı ilgiyle izlenen filmlerinin yol haritası da Vale’in bu kitabıdır. Ertem Hoca’nın bu kitaba olan ilgisini öğrenip kitabın orjinalini edindiğim günden beri, Türkçeleştirilip ülkemizde sinema ile ilgilenenlerin faydasına sunulması hayallerimden biriydi ve şimdi Küsurat Yayınları bu hayali gerçekleştiriyor. Kitabın tüm meslektaşlarıma ve gelecekte sinema sektöründe iz bırakacak yeni sinemacılara yepyeni bir bakış açısı kazandırmasını ve başucu kitaplarının arasına girmesini ümit ediyorum.”

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz: http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/sanat/valein-senaryo-teknikleri-eugene-vale/

Sivas Katliamı’nda öldürülen aydınların anısına: “Usta Malı”

Mazlum Çimen tam yirmi beş yıl sonra Sivas Katliamı’nda öldürülen aydınların anısına “Usta Malı” albümünü çıkardı.

Albümde, Çimen’in kendi bestelerinin yanında babası Nesimi başta olmak üzere pek çok ustanın besteleri yer alıyor. Mazlum, bugün onları yeniden yorumlayarak geleceğe güçlü bir “Alevi Deyişleri” mirası bırakıyor.

Çağdaş halk müziği tarihinin önemli müzisyenlerinden Nesimi Çimen, ölümünün 25. yıl dönümünde Madımak’ta hayatını kaybeden diğer isimlerle birlikte bu albümde onurlandırılıyor. Mazlum Çimen babasının ayak izlerini takip ettiği ve ona adadığı çalışmada, cura ve şelpe bağlamayı ilk kez kullanıyor. Anadolu’nun köklü Alevi ve Bektaşi kültüründe iz bırakan usta isimlerin imzalarını taşıyan eserlerden oluşan albümde Mazlum Çimen’e Erdal Erzincan ve Nilüfer Akbal gibi güçlü müzisyenler eşlik ediyor.

Mazlum Çimen “Usta Malı” adını verdiği bu çalışmasında ilk defa babası Nesimi Çimen’in çaldığı tarz cura ile şelpe bağlama çalıp söyledi. Bu çalışmasını Sivas Madımak katliamının 25. yılı sebebiyle katliamda yakılarak öldürülen canlara ithaf etti. 25 yıl sonra ilk kez cura ve bağlamayla icra ettiği bu çalışma “Usta Malı”, Anadolu Alevi Bektaşi yol kültürünün içinden gelen ustaların eserlerinden bir damıtma niteliğinde. Bu çalışmada ayrıca Ender Balkır, Erdal Güney, Hazal Kaçmaz, Erdal Erzincan, Nilüfer Akbal ve Murat Ak Gufrani’nin Kim Bilir (Devriye) adlı eserinde nefeslerini katarak var oldular.

Bu özel çalışma 1993 artı 33 plak olarak limitli bir sayıda numaralı olarak satışa sunulacak. Artı 33 plakta ise katledilen 33 kişinin isimleri, her plakta bir isim olarak özel baskıyla işlenecek.Her isme bir plak basılmış olacak. 33 cana 33 plak…

Haham, Papaz ve İmamın tartışması bu kitapta!

Yazar Sırrı Ataman’ın ‘Üç Din Üç Tanrı – Haham, Papaz ve İmam Tartışması’ isimli kitabı Berfin Yayınları’ndan çıktı.

‘Üç Din Üç Tanrı, Haham, Papaz ve İmam Tartışması’ kitabındaimam, papaz ve hahamın zaman zaman kırıcı olan tartışmaları aktarılıyor. Yazar, din adamlarının birbirleri arasındaki çekişmesini ‘Tanrısını mezada çıkaranların, alıcı beklerken kimin elinde kalacağının yarışması’ olarak nitelendiriyor.

Kitapta, her üç dinin mensupları da kendi tanrısının koşulsuz gerçek ve tek olduğunu savunurken, dinlerinde hâlâ bakımda olan ‘Çok tanrı’nın izlerini silememişler, diğer taraftan tanrılarını etine kemiğine varıncaya kadar kendilerine benzetmişler ve sonuçta, pek çok terslikler ortaya çıkmış.

Tartışma ilerledikçe insanın tanrı, tanrının insan olduğu; evli olup olmadığı, kaç çocuğu olduğu, kimin kimi temsil ettiği ve tanrının cinsiyeti tartışılmış; tanrının erkek olduğu hususunda birleşilmiş; Müslüman Arapların bunu 1400 senedir bildiği, çözümsüzlüklerle dolu olan tanrısal kaynaklı ayetleri kabule zorlandıkları ortaya serilmiştir.

Birbirlerinin dinini putperestlikle suçlarken, asırlar boyu tabi oldukları dinlerini farkında olmadan putataparın arka kapısı yapmışlar; şeytanın Kâbesini yenilemesi gibi pek çok kara deliği yamayamamışlar; yamamaya çalışırken bir başka yeni açılan delik sırada beklemiş; sonuçta insan düşünde tasarladığı, şekillendirdiği tanrıyla hısımlık kurmuş, kahve arkadaşı olmuştur.

Tanrı zenci mi, yoksa beyaz tenli mi, yoksa sarı ırktan mı münakaşası yanında, Müslümanın şeytana tapması, ondan dilekte bulunması, dilenmesi karşısında, karşı dinin asırlar önce ölmüş, bedeni mumyalanmış aziz ve azizeleri tanrılaştırması tartışmanın bir başka konusu olmuştur.

Bu tartışmalar sırasında kışkırtıcı ve tahrik edici ifadelerin, karşılıklı suçlamaların arkasından bedenen kapışmaları, sonrasında barışmaları izlenmiştir.

Kitapta yapılan çapraz tartışmada dini metinlere sadık kalınmış, tartışılan, tartışmaya açılan her bir vahiyde Allah’ın varlığı, yüceliği, gücü, otoritesi irdelenmiştir.

‘Gerçek denen safsata hiç bu kadar ağır yara almamıştı’

Dedalus Kitap, güze büyülü bir başlangıç yapıyor. Genç bir öykücünün, Onur Selamet’in ilk eseri olma özelliğini de taşıyan Ölü Dalgıcın Sonbaharı sizleri keşfedilmemiş bir evrenin sınırlarında dolaştıracak.

Okurların pek çok dergi ve fanzinden, ayrıca Kayıp Rıhtım edebiyat portalından ve Marşandiz Fanzin’den tanıdığı Onur Selamet‘in öyküleri gerçekliğe savaş açan türden. Onun öykülerinde ölü bir balinanın karnında mevsimler dönüyor, zifir makineleri insanlığın kâbuslarını kemiriyor, raydan çıkan trenler vahşi gezegenleri ziyaret ediyor, çizgi filmleri tedavülden kaldırmak isteyenlerle mücadele ediliyor, mahşer günü şapkalar yağıyor.

Ölü Dalgıcın Sonbaharı dünyadan usulca çıkmak isteyenlere en gizli patikaları fısıldayarak rehberlik ediyor.

Arka Kapak:

“Burada kimse gerçek safsatasının arkasına saklanmaz.”

Onur Selamet’in anlattıkları gerçekliğe açıkça cephe alan, sıkıcı hayatlarımızın sarsılmaz somutluğunu yerle bir eden öyküler. Selamet, güçlü imgelemleriyle buhranlı nefeslerimizin ağırlığını üstümüzden kaldırıyor. Bizi imkânsız diye bir şeyin olmadığı, henüz düşlemediğimiz diyarlara götürüyor. Balina midesinde dönüp duran mevsimler, korku kırıntılarıyla beslenen makineler, raydan çıkan trenlerin gittiği vahşi gezegenler, Sukubi Du ve patenli örümcekler… Hepsi yazarın tekinsiz ormanında birer başrol.

Okyanusu ciğerlerinize doldurmaya hazır mısınız?

“Olanları hiçbir çizgi filmin ele alamayacağı bir ciddiyetle anlatacağım. Mantık kaçarsa çizgi filmlere sığının.”

Tarihteki Türk imajına çarpıcı bir bakış: “Türkokratia”

Dr. Esra Özsüer’in 19. ve 20. yy arşiv belgeleri ışığında hazırladığı ve Avrupa’daki Türk algısının köklerini, gelişim evresini ve sonuçlarını irdelediği “Türkokratia” adlı çalışması Kronik Yayınları’ndan çıktı.

Türkler, tarih sahnesine çıktıkları ilk zamanlardan itibaren farklı sıfatlarla tanımlandı. Savaşçı kimlikleri, mücadeleci ruhları, teşkilatçı yapıları ve şüphesiz Müslüman oluşlarıyla Türkler, tarihçilerin en çok ilgilendikleri topluluklar arasında oldu. Türklerin kim olduğunu anlama gayreti birçok farklı bakış açısını da beraberinde getirdi. Doğu’daki Türk imajıyla Batı’daki Türk imajı bazen birbirine benzer, bazense birbirinden oldukça farklıydı. Bu anlamda net ve kesin bir Türk imajını, Türklerin kim olduğunu ortaya koymak ciddi bir çaba gerektiriyor.

Dr. Esra ÖzsüerAtina’da yaşadığı uzun yılların tecrübesiyle Batı’nın daima peşine düştüğü “Türk kimdir?” sorusuna cevaben geliştirdikleri sanal tarihin dehlizlerinde, gerçeğe ulaşma gayretiyle eşine az rastlanır bir çalışma ortaya koydu. Türkiye’de, Avrupa’da ve Yunanistan’da konuyla ilgili erişilebilen tüm yazılı ve sözlü kaynaklardan faydalanılması neticesinde ortaya çıkan ‘Türkokratia’, Türk ve Osmanlı ifadeleriyle Türk ve Müslüman ifadelerinin birbirleriyle ne kadar iç içe geçtiğini anlamlandırması açısından da oldukça ilginç bir eser.

Tarihte Türk imajıyla başlayan kitap antik çağdan günümüze öteki ve kimlik kavramlarını da irdeliyor. Akabinde Batı’daki oryantalizmin pençesindeki Doğu imajı geliyor: Müslümanlar ve Türkler, felaket habercisi Türkler, İslam’ın kılıcı Türkler, Korkunç Türk, Metaforik Türkler… Kitaba ismini veren bölüm Türkokratia’da, Osmanlı’nın uzun yıllar hâkimiyetinde olan Yunanistan topraklarına, Yunan ulusunun doğuşundan itibaren derin bir bakış atıyor. Son bölümle birlikte Yunan düşünce dünyasındaki Türk imajı nihayete ulaşıyor.

Türkokratia, Türklerin kim olduğuna dair ufuk açan, yeni araştırmalara doğru yönlendiren çok çarpıcı bir eser…

Bir Koleksiyoner ve Ressamın Gözünden Sanat Dünyası

MedaKitap Yayıncılıktan çıkan ‘Bir Delinin Çivi Yaraları’, sanat dünyasını bir koleksiyoner ve ressam olan Kerem Şahinboy’un gözünden görmek için sıra dışı bir deneyim sunuyor okura. Renkleri, resimleri, eserlerin anlamını, değerini yaşamın ve felsefenin rehberliğinde okuyucuya samimi bir dille anlatıyor.

Kerem Şahinboy, kendini ehlileştirmek için resme yönelmiş bir ressam, koleksiyoner ve yazar. Ancak inançlarını ve dikte edilen beğeniyi, sanat yapma şeklini, estetik düşünceyi irdelemekten ve sarakaya almaktan çekinmiyor. Eksantrik olmanın bedelini öderken, sahici ve samimi itiraflarıyla kendiliğinin farkında olmayı arzuluyor aslında. Eline kalemi aldığında sözcüklerin terkibinden oluşan anlamı ve çağrışımları çivi yaralarına dönüştürebiliyor.

Yapay zekâdan Death Metal müziğin yıkıcı akorlarına uzanarak, kayığının ortasına bir delik açıp deneyiminin ve varlık hallerinin hakikatine ulaşmaya çalışıyor. Son uyarı; ya uzak durun bu kitaptan ya da risk alın ve okuyun… Her iki durumda da olası sonuçlardan sadece siz sorumlu olacaksınız…

Keyifli bir düşünsel sorgulama nehrinde, ters yönde yüzmek kalıyor okura da.

İzlekler Sanat ve Kültür Dergisi 2. Sayısı Çıktı!

İzlekler Sanat ve Kültür Dergisi, Eylül 2. sayısında da dopdolu içeriğiyle sanatseverlerin karşısında!

Genel Yayın Yönetmenliğini Evrim Sekmen Becan’ın, Yayın Danışmanlığını Özkan Eroğlu’nun üstlendiği ‘İzlekler’, ilk sayıdan itibaren düşünsel dozu yüksek yazıları ile nitelikli içeriklere odaklanmaya devam ediyor.

İki ayda bir çıkan genel dağıtım ve satış noktalarında bulunan ‘İzlekler Dergisi’, sanat ve kültür ortamına yönelik derinlikli bakış açısıyla sanatseverlerin yoğun ilgisini kazandı. Sanatın yaratıcı ruhuna inanç ve kolektif bir bilinç ile yayınlanan İzlekler Dergisi, 2. sayısı ile de iddialı ve dopdolu bir içerik sunuyor.

Bu sayıda Sanat Tarihi Profesörü ve İmgebilimci Zeynep Sayın ile bir görüşme, Baselitz röportajı, Fotogerçekçilik kapak konusu, Prof Dr. Zühre İndirkaş’ın Kate Kollwitz yazısı ve ülkemizde Picasso ile beraber anılan Braque’ın asıl yaratıcı dehaya sahip sanatçı oluşuna dair Özkan Eroğlu’nun yazısı yer alıyor.

Bir Dağda Mucize Yaratan Ressam: ‘Hüsamettin Koçan’

İşine ve Türkiye’ye aşkla bağlı bir sanatçının hayatı ve kurucusu olduğu Baksı Müzesi’nin ilham verici hikâyesi, gelecek için umut tazelemenizi sağlayacak.

Bayburt’un bir dağ köyünde doğup dünyaya açılan bir çocuğun başarı yolculuğu Prof. Hüsamettin Koçan’ınki. Zorluk tanımayan, imkânsızlıklara inanmayan biri o. Kendini yetiştirme yollarını, üniversite yıllarında geldiği İstanbul’da keşfetti. Muhafazakâr bir çevrede büyümesine rağmen yıllar içinde sanat camiasında ressam olarak iyi bir yer edindi, akademik dünyada sağlam adımlarla yükseldi.

“Bizim oralarda tatile çıkma kültürü yoktur. Piknik yapma fikri bile yeni yeni uyanmaya başladı” diyen Prof. Koçan, bugün her saniye müzesi için çalışıyor. Özgür geçen bir çocukluk, sonsuz baba desteği, ülke sevgisi ve hayalini gerçekleştirme konusundaki müthiş azmi, tek başarı kriterinin “puan” olduğu günümüzde gençlere ışık tutacak, anne-babalara ve eğitimcilere ise moral olacak.

0

Sepetiniz