EN ÜNLÜ 10 HAYVAN RESMİ

Tarih öncesi dönemlerden beri sanatta hayvanlar öne çıkmış ve sanatçılar tarih boyunca onları farklı şekillerde resmetmişler. Bazı sanatçılar hayvanları doğayı gözlemleme amacı ile boyamayı tercih ederken, bazıları da toplumsal yorumlar yapmak için özneler olarak kullandılar.

İşte hayvan severlerin tadını çıkaracakları 10 ünlü tablo:

1) Lascaux mağara resimleri (Eski çağ)

Fransa’nın güneyindeki Lascaux mağaralarına açılan kapı 12 Eylül 1940’ta keşfedildi ve duvarlarda 2000’den fazla resim bulundu. Resimler yaklaşık 17.300 yaşında ve farklı renkli mineral pigmentler kullanılarak oluşturulmuş. Bu resimler, o zamanlar bölgeyi dolaşan hayvanları, atları, geyikleri, sığırları, bizonları ve kuşları içeriyor.

2) Genç Tavşan Albrecht Dürer’den (1502)

Alman sanatçı Albrecht Dürer’in bu suluboya resmi, çarpıcı doğruluğu ve tavşanın gerçekçi tasviriyle övgü topladı. Bu eser, bazı sanatçıların çalışmalarında hayvanları bilimsel detaylarla gözlemlemek için nasıl kullandıklarının bir örneğidir.

3) Carel Fabritius tarafından yapılan Goldfinch-Saka Kuşu (1654) 

Hollandalı sanatçı Carel Fabritius’un evinin yakınında bir barut dükkanı patladığında ölmeden önce yaptığı son çalışmalardan biriydi. Bu resim, ayaklarından birisi zincirlenmiş Saka kuşunu gösteriyor ve geniş, süpürme tekniği fırça darbeleriyle dikkat çekiyor. Detaylara dikkat.

4) George Stubbs tarafından yapılan Whistlejacket (1762)

Liverpool doğumlu sanatçı George Stubbs, at anatomisine tutkuluydu. Whistlejacket, 18. yüzyılda zengin ve etkili bir politikacı olan Charles Watson-Wentworth’ün sahip olduğu bir attı. Bu, Stubbs’un ileri ve etkileyici at bilgisi nedeniyle en ünlü hayvan resimlerinden biridir.

5) Rosa Bonheur tarafından yapılan At Pazarı(1855)

At Pazarı, Rosa Bonheur’un en ünlü eseridir. Bonheur, Fransız bir hayvanat bahçesinde hayvan ressamı idi ve özellikle evcil ve çiftlik hayvanlarıyla ilgileniyordu. Bonheur, Paris’teki at pazarında bir dizi eskiz çalışması yaptıktan sonra bu eseri yaptı ve bu eser beğeni topladı.

6) ‘Sürpriz!’ Henri Rousseau (1891)

‘Sürpriz!’ Fransız sanatçı Henri Rousseau’nun ilk orman temalı eseri. Bu eser, şiddetli bir tropik fırtına sırasında avına saldıran bir kaplanı gösteren tuval üzerine yağlı boyadır. O zamanlar olumlu karşılanmasa da, hala en ünlü hayvan resimlerinden biri olmaya devam ediyor.

7) Franz Marc tarafından yapılan Mavi Atlar (1911)

Franz Marc, Alman Ekspresyonist hareketinde önemli bir figürdü ve kısa kariyerine rağmen diğer sanatçıları da etkiledi. Hayvanlar, genellikle parlak, cesur renkleri ile tanınan eserlerinin konusuydu. Bu resim, güçlü bir etki yaratmak için canlı renkleri nasıl kullandığını gösteren bir örnektir; mavi özellikle erkeklik, maneviyat ve uyum ile ilişkilendirdiği bir renktir.

8) Suzanne Valadon tarafından yapılan iki kedi (1918)

Suzanne Valadon’un resimle ilgisi diğer sanatçılara resim yapması için bir model olarak başladı ve bu durum onun resime olan kişisel ilgisini ateşledi. Hayvanlar onun uzmanlığı olmasa da, sanatında zaman zaman yerel ortamlara odaklandığı biliniyordu. Çalışmasında zengin renkleri ve sert siyah ana hatları kullanmasıyla tanınıyor.

9) Salvador Dalí’nin Filleri ​​(1948)

Ünlü İspanyol ressam Salvador Dalí’nin, çalışmaları genellikle hayvanları içeriyordu ve filler birkaç kez eserlerinde kullandığı figürler. Bu özel parçada, filleri son derece uzun ve ince bacaklarla boyuyor ve büyük bedenlerini koruyor. Bu eserde, Gian Lorenzo Bernini’nin dikilitaş taşıyan bir fili tasvir eden Roma’daki heykellerinden esinlenmiştir. Filler, canlı renkleri ve kendine özgü tarzıyla dikkat çekiyor.

10) Paula Rego tarafından yapılan ‘Savaş’ (2003)

‘Savaş’, Irak Savaşı’nda yaşanan şiddet ve yıkımdan esinlenen kağıt üzerine pastel çalışma. Resim, tavşan kafalı figürleri kaotik bir sahnede tasvir ediyor. Eserde, yaralı bir çocuk taşıyan tavşan kafalı bir kadın odak noktasında. Bu resim, güçlü ve duygusal mesajı ile övgüler aldı.

Ovacık’ta umutları yeşerten ‘Komünist Başkan’ın Hikayesi

“Ücra” bir coğrafyada kendi halinde bir yaşam sürdüren Ovacık, 2014’ten bu yana Türkiye’nin ve dünyanın ilgisini üzerine çekmeyi başarıyor. Çünkü Ovacık’ta yeşeren umut, Türkiye’ye ve dünyaya yayılıyor. İnsana, doğaya, kültüre, kısacası cümle varlığa saygılı, birlikte üreten, hakça bölüşen bir sistemin uçları filiz veriyor Ovacık’ta. Giderek “Ovacık Modeli” olarak nitelendirilen bu yeni yaşamın taşıyıcısı, emekçisi, önderi konumundaki kişi ise Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu. Namı diğer “Komünist Başkan”

Peki Komünist Başkan kimdir?

Ovacık Modeli nedir?

Elinizdeki kitap, bu soruların yanıtını verme çabasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

– Fatih Mehmet İsminin Hikayesi
– Kitap Yere Düştü; Baktım, İbrahim Kaypakkaya
– “Nedir Bu? ” Dedim? ” Bu Ezandır.” Dediler
– Süleymancıların Köyünde “Hadi Camiye Gidelim!” Dediler
– Kaymakam “Bu kim?” Diye Şaşırdı
– Hayatımın En Korkunç Dönemi Devrimciler Galiba Yanlış Yapıyorlardı
– Askerlere Bildiri Dağıtıyordum
– Cem Tutulurken Ben de Eşim de Ağlıyorduk
– Son 2-3 Sandığa Gelindiğinde, Ben O Kitabı Okuyordum
– Terzi Fikri, Mehdi Zana, Juan Manuel Sánchez Gordillo…
– Saadet Partisi’nden Bir Grup Geldi
– Dersim Merkezli Bir Model Yaratmak İstiyoruz
-“İşe Yaradı” Desinler, Her Şeyimi Veririm

HEPSİ BU KİTAPTA:

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz: http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/politika/komunist-baskan-erdal-emre/

Dünyanın Neden Var Olmadığını Bilmek İster misiniz?

“Dünya’nın neden var olmadığını anlamak için, öncelikle bir şeyin var olmasının ne anlama geldiğini çözmek gerek. Bir şey ancak Dünya’da rastlanan bir şeyse vardır, ancak Dünya’nın kendisine, Dünya’da rastlayamıyoruz. En azından ben daha hiç görmedim, hissetmedim ve tatmadım.” 

1980 doğumlu Alman filozof Markus Gabriel “Dünya neden yok?” sorusunu cevaplarken bizleri yeniden felsefece düşünmeye yönlendiriyor ve bunu yaparken de kışkırtıcı, esprili ve anlaşılır bir dil kullanıyor, hatta okuyucusuna daha en başta söz veriyor: “Bu kitapta felsefi sözcük canavarlarına rastlamayacaksınız.” Bu yüzden derin felsefi sorular labirentinde okuyucusuna basit bir yol sunuyor: Nereden geliyoruz? Neyin içinde bulunuyoruz? Ve tüm bunlar ne anlama geliyor?

“Tüm bunların ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorsak, önce bildiğimizi sandığımız her şeyi unutmamız ve baştan başlamamız gerekiyor” diyor Gabriel ve en başından sonuna iyi niyetini sürdürüyor: “Yaşamın anlamı, anlamın kendisindedir; şansımıza pay alabildiğimiz sonsuz anlamla yüzleşmemizdir. Hep mutlu olmayışımız anlaşılır bir şeydir. Mutsuzluğun ve gereksiz acının varoluşu da aynı şekilde gerçektir; insan olmayı yeniden düşünmek ve kendimizi ahlakça iyileştirmek için bir vesile olmalıdır.”

İnsan Neden Vegan Olur?

Hayvanlara gereksiz yere acı çektirilmesini veya bir hayvanın ortada hiçbir neden yokken öldürülmesini yanlış buluyor musunuz? Mesela biri durup dururken bir yavru kediyi gözünüzün önünde tekmelese ona müdahale eder miydiniz? Bunu sormak bile saçma, öyle değil mi?

Şimdi de yavru kedinin yerine mesela bir kuzuyu ya da bir buzağıyı koyun. Arada bir fark var mı? Eğer yoksa, o halde bu hayvanları neden öldürüp yiyoruz? Bunun için sağlam bir gerekçemiz, geçerli bir sebebimiz var mı? Yol açtığımız bunca acıyı ve ölümü zorunlu kılan şey nedir? Yoksa hemen her gün, üzerinde bir an bile düşünmeden yaptığımız şey yavru bir kediyi tekmelemekten farksız mı?

Uzun yıllardır vegan yaşayan hukuk profesörleri Gary L. Francione ile Anna Charlton, hayvanlara davranış biçimimiz ile hayvanlara dair duygu ve düşüncelerimizin nasıl ve neden çeliştiğini bu sarsıcı kitapla gözler önüne seriyor. Vegan beslenme söz konusu olduğunda “İyi ama…” diye başlayan otuzdan fazla itirazı ve soru işaretini tek tek tartışan yazarlar, hayvanlar konusundaki ikiyüzlülüğümüze tuttukları aynayla bizi hayatımızın en önemli yüzleşme deneyimlerinden birine davet ediyorlar.

‘Mükemmel işlenmiş cinayet yoktur!’

Siyasal cinayetler önceden bilinir!

Komplo teorileri, Gizli cemiyetler, Spekülatif düşünceler her zaman ilgi çekici olmuştur. Dünya ve Osmanlı tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi suikastlar, entrikalar, komplolar, sabotaj ve ihanetlerle doludur.

Peki neden?

Erol Mütercimler, bu kitabında bir kez daha birbirinden ilginç örneklerle bu sorunun peşine düşüyor… İşte bunlardan birkaçı:

Dünya tarihinden

Ceaser cinayeti – Çar Ailesinin ölüm günü – Troçki cinayeti

– Salvador Allende suikastı – Kod Adı “Ajax” olan Mussadık’a yapılan darbe – Mısır’ın ünlü Arap milliyetçisi Cemal Abdulnasır’ın iktidara gelişinde CIA’in parmağı – Siyon protokolleri entrikası – Hitler’i bir türlü öldüremeyen suikast girişimleri – Hiroşima komplosu

– Perl Harbor provokasyonu…

Osmanlı Devleti tarihinden

Piri Reis’e kurulan büyük komplo – Padişah Genç Osman’ın öldürülüşü – Çocuk padişah IV. Mehmet entrikası – Büyük fesat örneği: Siyonizmin öncüsü Yasef Nassi’den Mesih Sabatay Sevi’ye gidiş

– İlk kez okunacak olan entrika: Fransa “mason locasında padişah V. Murat’ın tahta oturtulma girişimi II. Abdülhamit’e taht kaybettiren Manastır’da atılan kurşun provokasyonu – 1913 Bab-ı Âli baskını entrikası – Mahmut Şevket Paşa suikastı – 1. Dünya Savaşını başlatan cinayet – İttihatçı Paşalara kurulan tuzak cinayetler: Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın öldürülüşü …

Cumhuriyet Dönemi tarihinden

Mustafa Suphi’yi tuzağa düşüren Yahya Kâhya komplosu – İhanet örneği; Atatürk’ün anlattığı Yahya Kaptan cinayeti – 16 Mart 1978 tarihinde üniversite öğrencileri provokasyonu – Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu cinayetlerinin aynanın arkasında kalan büyük planları

– İmralı zabıtlarının yayını bir sabotaj mıdır?

Mükemmel işlenmiş cinayet yoktur!

Savsaklama alışkanlığınızı yok etmek ister misiniz?

‘Prokrastineyşın’, başlanıp bitirilmesi gereken işleri inatla erteleme, savsaklama ve oturup çalışmak yerine ıvır zıvır şeylerle oyalanma alışkanlığıyla mücadele kılavuzu.

Oturup çalışmaya başlamadan önce kapsamlı bir temizliğe veya bilgisayardaki klasörleri düzenlemeye girişmek, bundan sıkılınca internete dalıp saatlerce oradan oraya gezinmek, bir ara haberlere bakınmak, acıkınca yemek pişirmek için tarif aramak, bir şey danışmak için bir arkadaşı arayıp uzun uzun başka konulardan konuşmak ve ardından ilerleyen saatlerde buluşmak üzere sözleşmek, fakat bütün bunlardan aslında hiç mi hiç keyif almayıp nedensizce ertelenen o iş yüzünden duyulan kaygıyla ve suçlulukla cebelleşmeye devam etmek… Tanıdık geldi mi?

Psikolog Dr. Timothy A. Pychyl, yirmi yılı aşkın süredir savsaklama alışkanlığı –yabancı lisan bilenlerin tabiriyle “prokrastineyşın”– üzerine çalışıyor. Üstlendiğimiz sorumluluklardan, sonunda pişman olacağımızı bile bile kaçmamızın nedenlerini anlamaya çalışan Dr. Pychyl, araştırmalara dayalı güncel bilgi ve bulguları kısa ve anlaşılır biçimde sentezleyerek elinizdeki bu pratik mücadele kılavuzunu hazırladı. Yapmanız gereken, bu kitabı dağılmadan, dikkatle okuyup önerilen basit stratejileri uygulamaya başlamak.

Dr. Pychyl’a göre savsaklama alışkanlığını başlı başına bir sorun haline getiren şey, hayatımızı anlamlı kılan asli hedeflerimizden bizi koparması. Diğer yandan, gitgide daha parçalı, daha belirsiz hale gelen gündelik hayat, esnekleşen ve güvencesizleşen çalışma koşulları, sorumluluklarımızı da, bu sorumluluklardan kaçmanın bedelini de ağırlaştırmakta. En yaratıcı, en verimli zamanlarımızı sömüren bu alışkanlıkla mücadele, işte tüm bu nedenlerle gün geçtikçe daha büyük önem kazanıyor.

Kaç zamandır köşe bucak kaçtığınız için kendinizi yiyip bitirdiğiniz bir sorumluluğunuz varsa, bu kitabı okuduğunuz süre boyunca elinizde meşru bir kaçış gerekçesi olacak. Ama daha önemlisi, kitabı bitirdiğiniz zaman sorumluluklarınızı neden savsaklayıp durduğunuzu ve bundan nasıl kurtulacağınızı öğrenmiş olarak, bu habis alışkanlıktan da, dağ gibi yığılmış işlerden de kurtulmak üzere bir an önce kolları sıvamak isteyeceksiniz.

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz: http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/psikoloji/prokrastineysin-timothy-a-pychyl/

Heykeller intiharları önler mi?

İngiltere’de erkeklerin intihar oranındaki artışa dikkat çekerek sorunu önlemek isteyen CALM, Londra’da bir binanın çatısına 84 heykel dikti.

İngiltere’de son yıllarda erkeklerin intihar oranındaki artış dikkat çekiyor. Ülkede her iki saatte bir erkek intihar ediyor. Bu da haftada 84 erkeğin intiharı demek. Erkeklerde intihar oranını düşürmek amacıyla 2006’dan bu yana çalışan Londra menşeli CALM, Project 84 isimli bir kampanyaya imza attı ve sipariş ettiği 84 heykeli bir binanın çatısına yerleştirdi.

Reklam ajansı adam&eveDDB ve Amerikalı heykeltraş Mark Jenkins iş birliğiyle hazırlanan çalışma için gerçek boyutta 84 erkek heykeli yaratıldı. Jenkins’in kendi özel bantlama tekniğiyle yaratılan heykeller, yakınlarını intihar nedeniyle kaybetmiş insanların yardımıyla oluşturuldu.

Geçtiğimiz aylarda Londra’da Southbanks’teki ITV stüdyolarının tepesine yerleştirilen bu heykeller bir hafta boyunca orada kaldı. TV kanalı da intihara yönelik programlar ve röportajlarla bu farkındalık kampanyasına dikkat çekti.

‘Sanatın Sonundan Sonra’ ne olacak?

Sanat eleştirmeni ve filozof Arthur C. Danto 1984’te, altmışlı yıllarda sanatın bittiğini ilan etti. O tarihten beri günümüz sanatının doğasına yönelik en radikal eleştiriler de yine Danto’dan geldi. ‘Sanatın Sonundan Sonra’da yazar bu görüşünü ilk kez eksiksiz olarak ortaya koyarak, sanatı yeniden tanımlıyor.

Sanatın gerçekliğin giderek daha yetkin temsili haline geleceği inancına dayanan mimetik gelenekten, sanatın sanatçının felsefesiyle belirlendiğine inanan modern manifestolar çağına, oradan da her şeyin meşru olduğu tarih-sonrası döneme uzanan sanat tarihinin izini süren Danto, Batı sanatınınHegelci anlamda sona erdiğini savunuyor. Elbette bu artık sanatın mümkün olmadığı, iyi sanatın yapılamayacağı değil; tam tersine, sanatta yeni bir çağın başladığı ve bu çağda sanatın mimesis teorisinin ve ideolojilerin bütün prangalarından kurtulduğu anlamına geliyor. Danto bize geleneksel teorilerin bir manav tezgâhıyla bir modern sanat yapıtının farkını açıklamakta zorlandığı tarih-sonrası bir çağda sanatı anlamamıza yardımcı olabilecek yeni bir eleştiri türünü ve estetik anlayışını sunuyor.

Danto’ya göre, geleneksel estetik kavramları ve anlayışları çağdaş sanata uygulanamaz artık. Yeni bir estetik kavrayış zorunludur. İşte Danto bu kitabında Hegel’in diyalektik sanat tarihine kendi yorumunu katarak, çağdaş sanatın belki de en şaşırtıcı özelliğiyle, her şeyin mümkün ve meşru olduğu anlayışıyla baş edebilecek bir sanat eleştirisi felsefesi üzerinde yoğunlaşıyor.

Bu kitapta estetik, sanat tarihi, sanat eleştirisi, pop art, “halk” sanatı, gelecekte sanatın yeri ve müzelerin rolü gibi birçok alanda ufuk açıcı tartışmalar bulacaksınız.

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz: http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/sanat/sanatin-sonundan-sonra-arthur-c-danto/

‘İnançları Uğruna Öldürülenler’

Vecihi Timuroğlu bu kitabında; resmi ideolojiye karşı çıkan, egemen sınıfların güçlerini sarsan, faşist iktidarlarla onların arkasındaki para babalarına direnen, salt doğru bir düşünceyi, akıl ve bilimi savunan, kutsalı sorgulayan, resmi görüşün ölüm yolculuğuna çıkardığı soylu kişileri anlatıyor.

Kitapta;
Düşüncenin ve düşünürün onurunu yaşamdan üstün tutan Sokrates,
Ene’l Hak demesi bahane edilerek katledilen Hallac Mansur,
Baskın rejime karşı direnme şiiri yazarak dik duran Pir Sultan,
Baba İshak hareketi,
Osmanlı padişah ve derebeylerinin sömürü düzenine karşı kolektif bir ekonomik düzen yaratmak için savaş veren Şeyh Bedreddin,
Savaşırken bile adaletten ayrılmayan Hz. Ali,
Resmi baskıcı dine barışla karşı çıkan Hz. İsa,
12 Eylül faşist darbesi tarafından yok edilen İlhan Erdost yerini alıyor.

Kitabını torunlarına, babaları ve anaları inanç uğruna öldürülmüş tüm dünya çocuklarına adayan Vecihi Timuroğlu, bu kişileri anlatırken, aynı zamanda içinde bulundukları sınıfsal çelişkileri ve çarpık toplumsal yapıları öne çıkarıyor. Günümüzde, öne çıkan küresel sermaye ile birlikte keskinleşen sınıf çelişkileri, sömürü ve din savaşları, bu eseri daha da güncel ve önemli kılıyor.

Adorno’nun Müzik Yazıları yayımlandı!

Türkçede ilk kez Yapı Kredi tarafından yayımlanan, Johann Sebastian Bach, Wagner, Schubert, Beethoven, Schönberg vb. besteciler, caz, opera, hafif ve ciddi müzik, müziğin toplumsal işlevi, kültür endüstrisindeki rolü ve açmazları üzerine yazılarını bir araya getiren bu seçki, zamanının çok ötesinde düşünebilen Theodor W. Adorno’nun tavizsiz negatif diyalektiğinin has örneklerini kapsıyor.

Yirminci yüzyılın büyük yıkımlarıyla kapitalist ideolojinin zihinsel – duygusal yaşamda ve kültürde yol açtığı tahribat karşısında biçimlenen eleştirel teorinin önde gelen figürlerinden T. W. Adorno müzik yazılarıyla modern müzik sosyolojisinin en etkili modellerinden birini sunar.

Bir dil olarak müzik katıksız bir ada, dolaysızlığı nedeniyle insan bilgisinin erişimine tamamen kapalı olan, şeyle göstergenin mutlak birliğine yönelir. Müziğin ada yönelik ütopyacı ve aynı zamanda umutsuz çabaları onu felsefeyle ilişkilendirir ki, müzik düşüncesi tam da bu yüzden, öteki her sanat dalından daha yakındır felsefeye.

Günümüzde felsefeyle müziğin ilişkisi üzerine düşünmek müziğin zamansız esasının aslında bir kuruntudan ibaret olduğunun görülmesine yol açacaktır. Sadece tarih, bütün sıkıntıları ve çelişkileriyle gerçek tarih kurar müziğin hakikatini.

Hyde Park’ta petrol varillerinden yapılan yüzen piramit

Christo’nun heykel enstalasyonu ‘Londra Mastaba’, Hyde Park’ın Serpantin Gölü’nde…

Gövdeli bir piramit konfigürasyonunda (mastaba: yarı-piramidal, düz çatılı eski Mısır mezarı tipinde) yüzen bir platform olarak yığılmış çok sayıda varilden oluşan geçici kurulum, 23 Eylül 2018‘e kadar açık olacak.

Kırmızı, beyaz, mavi ve pembe renklerde boyanmış 7.500’den fazla 55 galonluk petrol varillerinden oluşan piramit, yüksek yoğunluklu polietilen küplerden yapılmış bir yüzer platforma bağlanan bir iskele ile desteklendi. Bulgar doğumlu sanatçı Christo ve eşi Jeanne-Claude, varillerin boyandığı renkleri seçti. Böylece masif heykel ile yüzdüğü su aynası arasında bir etkileşim yaratıldı.

Heykel, 30 metre yüksekliği, 30 metre genişliği, 40 metre uzunluğu ve 600 ton ağırlığıyla, Serpantin Gölü’nün toplam yüzey alanının yaklaşık % 1’ini kaplıyor

Demontajdan sonra, kurulumun yapıldığı malzemeler, Birleşik Krallık’ta tamamen geri dönüştürülecek.

Fotoğraflar: Wolfgang Volz © 2018 Christo

Mustafa Kemal’in Karlsbad’da Geçirdiği Günleri

Mustafa Kemal Atatürk’ün kaleminden çıkan Karlsbad’da geçirdiği günleri anlattığı kitap ‘Karlsbad’da Geçen Günlerim’ Kopernik Kitap tarafından tekrar yayımlandı.

1931 yılındaki tarih çalışmaları esnasından Çankaya’daki eski köşkün kütüphanesinde bulunan bu hatırat, bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından altı deftere kaydedilmiş günlüklerden oluşmaktadır. Atatürk’ün Karlsbad’da Geçen Günlerim şeklinde isimlendirdiği her hâliyle ilgi çekici bu metinler, Mustafa Kemal’in Karlsbad’da geçen günlerini, o günlerde bazı toplumsal meselelere bakışını, okuduğu bazı kitapları ve daha birçok hususta önemli, dikkat çekici ayrıntıları içeriyor.

Atatürk’ün Avrupa’ya uzun süreli son ziyareti tedavi amacıyla gittiği, bugünkü Çekya’nın Karlovy Vary kentinde bulunan kaplıcalara oluyor. Atatürk, burada bulunan Carlsbad Plaza’da bir aya yakın kaldı. Bu dönemi ayrıntılı bir şekilde hatıra defterine yazdı ve bu hatıralar, ilk olarak “Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları” adıyla yayınlandı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kaleminden çıkan bu nadide eser, yazılışından 100, ilk basımından 35 sene sonra Kopernik Kitap tarafından tekrar yayımlandı.

Kitaptan bir bölüm:
“2 Temmuz Salı – (…) Almanların bize memleketimizi İngiliz istilasından kurtarmada, yardımlarının derecesini mantıken meydana çıkarabiliriz. Benim bu hususta daima olumsuz sonuca varan kanaatlerim, Veliaht Hazretleri ile vuku bulan seyahatimiz münasebetiyle gerek İmparator ve gerek Hindenburg ve Ludendorf’la olan görüşmelerle pekişmiştir.

Bir devlet adamı, kendi insani hislerine tabi olarak devlet meselelerini halledemez, o salahiyete sahip değildir. Memleket, kimsenin malikânesi değildir. Yalnız, biz Türkler memleket ve milletin idaresini elimize aldığımız zaman, kendi şahsi davranışlarımızdaki cömertliği, devlet meselelerinin ecnebilerle hallinde düstur ediniyor, bir çocuk gibi aldanıyoruz.”

0

Sepetiniz