CARAVAGGIO’dan WARHOL’a, Dünyaya Bakışınızı Değiştirecek 50 Sanat Eseri

30 Saniyede Güzel Sanatlar

Lascaux Mağarası’nda ki tarih öncesinden kalma resimlerden günümüze, sanatçılar kendi eşsiz kişiliklerini eserleri yoluyla ortaya koydu. Bu bağlamda hayranlık duymak ve takdir etmek için pek çok harika sanat eseri sayılabilir. Peki ama nasıl oldu da sanat anlayışı Rönesans’ın klasik uyumundan Kübizme evrildi? Farklı eserleriyle sanata bakışımızı değiştiren pek çok öncü sanatçı hangi aşamalardan geçti? Daha da önemlisi, sanata bakışımızı değiştiren eserlere göz atarken hangilerinden başlamak gerekiyor?

30 Saniyede Güzel Sanatlar, bu soruların yanıtını vermeye çalışıyor. Kitapta Batı sanatının her biriken dişartlarına göre açıklanmış dönemlerini yedi bölüm altında örneklendiren 50 şaheser sunuluyor. Tam sayfa illüstrasyonların yanısıra takdim edilen 3 saniyede taslak bölümleri, resim ve heykelleri tanıtıyor. Tabii eserlerin sanat tarihine yaptığı katkı da en dolaysız yoluyla anlatılıyor.

Leonardo da Vinci’den Picasso’ya, Michelangelo’dan Monet’ye kadar birbirinden değerli sanatçıların dünyaca ünlü eserlerini konu edinen bu kitap müthiş bir bilgi hazinesi sunarken, sanatseverlerin başucundan ayıramayacağı referans kitabı olacak.

Gerek özel fırça darbeleri, gerek materyallerin yenilikçi biçimde kullanımı, gerekse en bariz biçimiyle otoportrelerde görülen gerçekçilik yoluyla olsun, sanatçı ile sanat eseri arasında kurulan dolaysız bağı bir kez daha görmek isteyen sanatseverler için…

30 Saniyede Güzel Sanatlar ile dünyanın en önemli sanat galerilerin de benzersiz bir tura çıkmaya hazır olun.

Ertem Eğilmez filmlerinin yol haritası bu kitapta!

ABD’li yazar Eugene Vale’in imzasını taşıyan ‘Vale’in Senaryo Teknikleri’ adlı kitap Küsurat Yayınları’ndan Türkçe olarak yayımlandı. Yazar ve yönetmen Selçuk Aydemir, Ertem Eğilmez filmlerinin yol haritasının bu kitapta yer aldığını ifade etti.

Eugene Vale‘in senaryo tekniklerini anlattığı ‘Vale’in Senaryo Teknikleri’adlı kitabın Türkçe çevirisi Küsurat Yayınları tarafından yayımlandı. Ödüllü roman yazarı Eugene Vale, senaryonun yanı sıra yönetmenlik, kurgu, dağıtım ve finans dahil olmak üzere sinemanın birçok alanında çalıştı. Senaryosunu yazdığı 1956 yapımı kısa belgesel ‘The Dark Wave’, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından Oscar ödülüne aday gösterilmiş; ‘The Shattered Dream’ (1953) ise Writers Guild of America (Amerikan Yazarlar Birliği) tarafından En İyi Televizyon Dizisi seçilmişti.

‘Vale’in Senaryo Teknikleri’, senaryonun ilk fikrinden son aşaması olan çekim senaryosuna kadar bir yol haritası sunuyor okurlara. Vale, film yaratım sürecinin her aşamasında senaryo meraklıları için senaryo hakkında derinlemesine bilgiler verirken bu bilgileri senaryo örnekleriyle desteklemekle kalmayıp, film yapım süreciyle ilgili  pratik bilgileri de okuyucularıyla paylaşıyor.

Kitap; sahne, aksesuar, nesne, oyuncu, ışık, diyalog, mekân, zaman, karakterizasyon, niyet, seyirci üzerindeki etki, fikirden nihai biçime nasıl gidileceği, dramatik yapı anlayışları, senaryo yazımı, tretman, taslak, uyarlama, çekim senaryosu, yaratım süreci gibi pek çok konuda meraklılarını bilgilendirme amacını taşıyor.
Eugene Vale’in (1916-1997) kaleminden çıkan, dramanın temel bilgilerini veren Vale’in Senaryo Teknikleri; yazma becerilerini geliştirmek isteyenler, sinema öğrencileri, profesyonel senaristler ve filmler hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için rehber olacak.

‘Çalgı Çengi’, ‘Düğün Dernek’ gibi filmlerin senaryo yazarı ve yönetmeni Selçuk Aydemir, kitabın tanıtım bülteninde yer alan açıklamasında birçok Yeşilçam klasiğine imza atan yönetmen Ertem Eğilmez’in de bu kitaptan yararlandığını şu sözlerle açıklıyor: “Eugene Vale’in elinizdeki kitabı 1944 yılında Amerika’da yayınlanır yayınlanmaz çok satanlar listesine girdi ve günümüze kadar senaryo yazımı ile ilgilenen amatör profesyonel her ilgili için başucu kitabı olmayı başardı. Yalnızca senaristler değil; yapım şirketleri, stüdyolar ve senaryo seçimine özen gösteren yönetmenler için eşi bulunmaz bir hazine haline geldi.
Türk sineması için önemi hepimizin malumu olan Ertem Eğilmez’de de bu kitabın iki ayrı çevirisi vardı. Süt Kardeşler ile başlayıp hasılat rekorları kıran ve günümüzde de aynı ilgiyle izlenen filmlerinin yol haritası da Vale’in bu kitabıdır. Ertem Hoca’nın bu kitaba olan ilgisini öğrenip kitabın orjinalini edindiğim günden beri, Türkçeleştirilip ülkemizde sinema ile ilgilenenlerin faydasına sunulması hayallerimden biriydi ve şimdi Küsurat Yayınları bu hayali gerçekleştiriyor. Kitabın tüm meslektaşlarıma ve gelecekte sinema sektöründe iz bırakacak yeni sinemacılara yepyeni bir bakış açısı kazandırmasını ve başucu kitaplarının arasına girmesini ümit ediyorum.”

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz: http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/sanat/valein-senaryo-teknikleri-eugene-vale/

Sivas Katliamı’nda öldürülen aydınların anısına: “Usta Malı”

Mazlum Çimen tam yirmi beş yıl sonra Sivas Katliamı’nda öldürülen aydınların anısına “Usta Malı” albümünü çıkardı.

Albümde, Çimen’in kendi bestelerinin yanında babası Nesimi başta olmak üzere pek çok ustanın besteleri yer alıyor. Mazlum, bugün onları yeniden yorumlayarak geleceğe güçlü bir “Alevi Deyişleri” mirası bırakıyor.

Çağdaş halk müziği tarihinin önemli müzisyenlerinden Nesimi Çimen, ölümünün 25. yıl dönümünde Madımak’ta hayatını kaybeden diğer isimlerle birlikte bu albümde onurlandırılıyor. Mazlum Çimen babasının ayak izlerini takip ettiği ve ona adadığı çalışmada, cura ve şelpe bağlamayı ilk kez kullanıyor. Anadolu’nun köklü Alevi ve Bektaşi kültüründe iz bırakan usta isimlerin imzalarını taşıyan eserlerden oluşan albümde Mazlum Çimen’e Erdal Erzincan ve Nilüfer Akbal gibi güçlü müzisyenler eşlik ediyor.

Mazlum Çimen “Usta Malı” adını verdiği bu çalışmasında ilk defa babası Nesimi Çimen’in çaldığı tarz cura ile şelpe bağlama çalıp söyledi. Bu çalışmasını Sivas Madımak katliamının 25. yılı sebebiyle katliamda yakılarak öldürülen canlara ithaf etti. 25 yıl sonra ilk kez cura ve bağlamayla icra ettiği bu çalışma “Usta Malı”, Anadolu Alevi Bektaşi yol kültürünün içinden gelen ustaların eserlerinden bir damıtma niteliğinde. Bu çalışmada ayrıca Ender Balkır, Erdal Güney, Hazal Kaçmaz, Erdal Erzincan, Nilüfer Akbal ve Murat Ak Gufrani’nin Kim Bilir (Devriye) adlı eserinde nefeslerini katarak var oldular.

Bu özel çalışma 1993 artı 33 plak olarak limitli bir sayıda numaralı olarak satışa sunulacak. Artı 33 plakta ise katledilen 33 kişinin isimleri, her plakta bir isim olarak özel baskıyla işlenecek.Her isme bir plak basılmış olacak. 33 cana 33 plak…

Haham, Papaz ve İmamın tartışması bu kitapta!

Yazar Sırrı Ataman’ın ‘Üç Din Üç Tanrı – Haham, Papaz ve İmam Tartışması’ isimli kitabı Berfin Yayınları’ndan çıktı.

‘Üç Din Üç Tanrı, Haham, Papaz ve İmam Tartışması’ kitabındaimam, papaz ve hahamın zaman zaman kırıcı olan tartışmaları aktarılıyor. Yazar, din adamlarının birbirleri arasındaki çekişmesini ‘Tanrısını mezada çıkaranların, alıcı beklerken kimin elinde kalacağının yarışması’ olarak nitelendiriyor.

Kitapta, her üç dinin mensupları da kendi tanrısının koşulsuz gerçek ve tek olduğunu savunurken, dinlerinde hâlâ bakımda olan ‘Çok tanrı’nın izlerini silememişler, diğer taraftan tanrılarını etine kemiğine varıncaya kadar kendilerine benzetmişler ve sonuçta, pek çok terslikler ortaya çıkmış.

Tartışma ilerledikçe insanın tanrı, tanrının insan olduğu; evli olup olmadığı, kaç çocuğu olduğu, kimin kimi temsil ettiği ve tanrının cinsiyeti tartışılmış; tanrının erkek olduğu hususunda birleşilmiş; Müslüman Arapların bunu 1400 senedir bildiği, çözümsüzlüklerle dolu olan tanrısal kaynaklı ayetleri kabule zorlandıkları ortaya serilmiştir.

Birbirlerinin dinini putperestlikle suçlarken, asırlar boyu tabi oldukları dinlerini farkında olmadan putataparın arka kapısı yapmışlar; şeytanın Kâbesini yenilemesi gibi pek çok kara deliği yamayamamışlar; yamamaya çalışırken bir başka yeni açılan delik sırada beklemiş; sonuçta insan düşünde tasarladığı, şekillendirdiği tanrıyla hısımlık kurmuş, kahve arkadaşı olmuştur.

Tanrı zenci mi, yoksa beyaz tenli mi, yoksa sarı ırktan mı münakaşası yanında, Müslümanın şeytana tapması, ondan dilekte bulunması, dilenmesi karşısında, karşı dinin asırlar önce ölmüş, bedeni mumyalanmış aziz ve azizeleri tanrılaştırması tartışmanın bir başka konusu olmuştur.

Bu tartışmalar sırasında kışkırtıcı ve tahrik edici ifadelerin, karşılıklı suçlamaların arkasından bedenen kapışmaları, sonrasında barışmaları izlenmiştir.

Kitapta yapılan çapraz tartışmada dini metinlere sadık kalınmış, tartışılan, tartışmaya açılan her bir vahiyde Allah’ın varlığı, yüceliği, gücü, otoritesi irdelenmiştir.

‘Gerçek denen safsata hiç bu kadar ağır yara almamıştı’

Dedalus Kitap, güze büyülü bir başlangıç yapıyor. Genç bir öykücünün, Onur Selamet’in ilk eseri olma özelliğini de taşıyan Ölü Dalgıcın Sonbaharı sizleri keşfedilmemiş bir evrenin sınırlarında dolaştıracak.

Okurların pek çok dergi ve fanzinden, ayrıca Kayıp Rıhtım edebiyat portalından ve Marşandiz Fanzin’den tanıdığı Onur Selamet‘in öyküleri gerçekliğe savaş açan türden. Onun öykülerinde ölü bir balinanın karnında mevsimler dönüyor, zifir makineleri insanlığın kâbuslarını kemiriyor, raydan çıkan trenler vahşi gezegenleri ziyaret ediyor, çizgi filmleri tedavülden kaldırmak isteyenlerle mücadele ediliyor, mahşer günü şapkalar yağıyor.

Ölü Dalgıcın Sonbaharı dünyadan usulca çıkmak isteyenlere en gizli patikaları fısıldayarak rehberlik ediyor.

Arka Kapak:

“Burada kimse gerçek safsatasının arkasına saklanmaz.”

Onur Selamet’in anlattıkları gerçekliğe açıkça cephe alan, sıkıcı hayatlarımızın sarsılmaz somutluğunu yerle bir eden öyküler. Selamet, güçlü imgelemleriyle buhranlı nefeslerimizin ağırlığını üstümüzden kaldırıyor. Bizi imkânsız diye bir şeyin olmadığı, henüz düşlemediğimiz diyarlara götürüyor. Balina midesinde dönüp duran mevsimler, korku kırıntılarıyla beslenen makineler, raydan çıkan trenlerin gittiği vahşi gezegenler, Sukubi Du ve patenli örümcekler… Hepsi yazarın tekinsiz ormanında birer başrol.

Okyanusu ciğerlerinize doldurmaya hazır mısınız?

“Olanları hiçbir çizgi filmin ele alamayacağı bir ciddiyetle anlatacağım. Mantık kaçarsa çizgi filmlere sığının.”

Tarihteki Türk imajına çarpıcı bir bakış: “Türkokratia”

Dr. Esra Özsüer’in 19. ve 20. yy arşiv belgeleri ışığında hazırladığı ve Avrupa’daki Türk algısının köklerini, gelişim evresini ve sonuçlarını irdelediği “Türkokratia” adlı çalışması Kronik Yayınları’ndan çıktı.

Türkler, tarih sahnesine çıktıkları ilk zamanlardan itibaren farklı sıfatlarla tanımlandı. Savaşçı kimlikleri, mücadeleci ruhları, teşkilatçı yapıları ve şüphesiz Müslüman oluşlarıyla Türkler, tarihçilerin en çok ilgilendikleri topluluklar arasında oldu. Türklerin kim olduğunu anlama gayreti birçok farklı bakış açısını da beraberinde getirdi. Doğu’daki Türk imajıyla Batı’daki Türk imajı bazen birbirine benzer, bazense birbirinden oldukça farklıydı. Bu anlamda net ve kesin bir Türk imajını, Türklerin kim olduğunu ortaya koymak ciddi bir çaba gerektiriyor.

Dr. Esra ÖzsüerAtina’da yaşadığı uzun yılların tecrübesiyle Batı’nın daima peşine düştüğü “Türk kimdir?” sorusuna cevaben geliştirdikleri sanal tarihin dehlizlerinde, gerçeğe ulaşma gayretiyle eşine az rastlanır bir çalışma ortaya koydu. Türkiye’de, Avrupa’da ve Yunanistan’da konuyla ilgili erişilebilen tüm yazılı ve sözlü kaynaklardan faydalanılması neticesinde ortaya çıkan ‘Türkokratia’, Türk ve Osmanlı ifadeleriyle Türk ve Müslüman ifadelerinin birbirleriyle ne kadar iç içe geçtiğini anlamlandırması açısından da oldukça ilginç bir eser.

Tarihte Türk imajıyla başlayan kitap antik çağdan günümüze öteki ve kimlik kavramlarını da irdeliyor. Akabinde Batı’daki oryantalizmin pençesindeki Doğu imajı geliyor: Müslümanlar ve Türkler, felaket habercisi Türkler, İslam’ın kılıcı Türkler, Korkunç Türk, Metaforik Türkler… Kitaba ismini veren bölüm Türkokratia’da, Osmanlı’nın uzun yıllar hâkimiyetinde olan Yunanistan topraklarına, Yunan ulusunun doğuşundan itibaren derin bir bakış atıyor. Son bölümle birlikte Yunan düşünce dünyasındaki Türk imajı nihayete ulaşıyor.

Türkokratia, Türklerin kim olduğuna dair ufuk açan, yeni araştırmalara doğru yönlendiren çok çarpıcı bir eser…

Bir Koleksiyoner ve Ressamın Gözünden Sanat Dünyası

MedaKitap Yayıncılıktan çıkan ‘Bir Delinin Çivi Yaraları’, sanat dünyasını bir koleksiyoner ve ressam olan Kerem Şahinboy’un gözünden görmek için sıra dışı bir deneyim sunuyor okura. Renkleri, resimleri, eserlerin anlamını, değerini yaşamın ve felsefenin rehberliğinde okuyucuya samimi bir dille anlatıyor.

Kerem Şahinboy, kendini ehlileştirmek için resme yönelmiş bir ressam, koleksiyoner ve yazar. Ancak inançlarını ve dikte edilen beğeniyi, sanat yapma şeklini, estetik düşünceyi irdelemekten ve sarakaya almaktan çekinmiyor. Eksantrik olmanın bedelini öderken, sahici ve samimi itiraflarıyla kendiliğinin farkında olmayı arzuluyor aslında. Eline kalemi aldığında sözcüklerin terkibinden oluşan anlamı ve çağrışımları çivi yaralarına dönüştürebiliyor.

Yapay zekâdan Death Metal müziğin yıkıcı akorlarına uzanarak, kayığının ortasına bir delik açıp deneyiminin ve varlık hallerinin hakikatine ulaşmaya çalışıyor. Son uyarı; ya uzak durun bu kitaptan ya da risk alın ve okuyun… Her iki durumda da olası sonuçlardan sadece siz sorumlu olacaksınız…

Keyifli bir düşünsel sorgulama nehrinde, ters yönde yüzmek kalıyor okura da.

İzlekler Sanat ve Kültür Dergisi 2. Sayısı Çıktı!

İzlekler Sanat ve Kültür Dergisi, Eylül 2. sayısında da dopdolu içeriğiyle sanatseverlerin karşısında!

Genel Yayın Yönetmenliğini Evrim Sekmen Becan’ın, Yayın Danışmanlığını Özkan Eroğlu’nun üstlendiği ‘İzlekler’, ilk sayıdan itibaren düşünsel dozu yüksek yazıları ile nitelikli içeriklere odaklanmaya devam ediyor.

İki ayda bir çıkan genel dağıtım ve satış noktalarında bulunan ‘İzlekler Dergisi’, sanat ve kültür ortamına yönelik derinlikli bakış açısıyla sanatseverlerin yoğun ilgisini kazandı. Sanatın yaratıcı ruhuna inanç ve kolektif bir bilinç ile yayınlanan İzlekler Dergisi, 2. sayısı ile de iddialı ve dopdolu bir içerik sunuyor.

Bu sayıda Sanat Tarihi Profesörü ve İmgebilimci Zeynep Sayın ile bir görüşme, Baselitz röportajı, Fotogerçekçilik kapak konusu, Prof Dr. Zühre İndirkaş’ın Kate Kollwitz yazısı ve ülkemizde Picasso ile beraber anılan Braque’ın asıl yaratıcı dehaya sahip sanatçı oluşuna dair Özkan Eroğlu’nun yazısı yer alıyor.

Bir Dağda Mucize Yaratan Ressam: ‘Hüsamettin Koçan’

İşine ve Türkiye’ye aşkla bağlı bir sanatçının hayatı ve kurucusu olduğu Baksı Müzesi’nin ilham verici hikâyesi, gelecek için umut tazelemenizi sağlayacak.

Bayburt’un bir dağ köyünde doğup dünyaya açılan bir çocuğun başarı yolculuğu Prof. Hüsamettin Koçan’ınki. Zorluk tanımayan, imkânsızlıklara inanmayan biri o. Kendini yetiştirme yollarını, üniversite yıllarında geldiği İstanbul’da keşfetti. Muhafazakâr bir çevrede büyümesine rağmen yıllar içinde sanat camiasında ressam olarak iyi bir yer edindi, akademik dünyada sağlam adımlarla yükseldi.

“Bizim oralarda tatile çıkma kültürü yoktur. Piknik yapma fikri bile yeni yeni uyanmaya başladı” diyen Prof. Koçan, bugün her saniye müzesi için çalışıyor. Özgür geçen bir çocukluk, sonsuz baba desteği, ülke sevgisi ve hayalini gerçekleştirme konusundaki müthiş azmi, tek başarı kriterinin “puan” olduğu günümüzde gençlere ışık tutacak, anne-babalara ve eğitimcilere ise moral olacak.

‘Nazım’ın Ormanı’ APP STORE’DA!

“NaziminOrmani” UYGULAMASI APP STORE’DA YAYINDA!
Sinan Bökesoy’un projesi ‘Nazım’ın Ormanı’, SANATORIUM’un katkılarıyla, App Store üzerinden ‘NaziminOrmani’ ismiyle kullanıma açıldı! Bir mobil uygulama olarak sunulan proje, sonrasında kamusal alanlara yerleştirilecek artırılmış gerçeklik eserleri ve SANATORIUM’da düzenlenecek sergi/performans projesiyle devam edecek.

‘NaziminOrmani’ adlı mobil uygulama, Nazım Hikmet’in ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine.’ dizelerini kişisel bir manifesto olarak benimseyen kişilerin, katılımcı olarak dahil olabildiği sanal bir alan sunuyor.  Uygulama, katılımcıların bu dizeleri okuyarak aldıkları ses kayıtlarını, seçtikleri bir ağacı bulundukları konuma ekleyerek kolektif bir ormana dönüşür. Bu üç boyutlu ağaç-ses-heykel oluşumuna orman doğasının sesleri ve soundtrack elemanları da katılarak kendi ekolojisini yaratıyor. Gerçek dünyada bir ütopya olarak kalan bu fikir, uygulama aracılığıyla fiziksel bir görünüme bürünüyor.

 

EN ÜNLÜ 10 HAYVAN RESMİ

Tarih öncesi dönemlerden beri sanatta hayvanlar öne çıkmış ve sanatçılar tarih boyunca onları farklı şekillerde resmetmişler. Bazı sanatçılar hayvanları doğayı gözlemleme amacı ile boyamayı tercih ederken, bazıları da toplumsal yorumlar yapmak için özneler olarak kullandılar.

İşte hayvan severlerin tadını çıkaracakları 10 ünlü tablo:

1) Lascaux mağara resimleri (Eski çağ)

Fransa’nın güneyindeki Lascaux mağaralarına açılan kapı 12 Eylül 1940’ta keşfedildi ve duvarlarda 2000’den fazla resim bulundu. Resimler yaklaşık 17.300 yaşında ve farklı renkli mineral pigmentler kullanılarak oluşturulmuş. Bu resimler, o zamanlar bölgeyi dolaşan hayvanları, atları, geyikleri, sığırları, bizonları ve kuşları içeriyor.

2) Genç Tavşan Albrecht Dürer’den (1502)

Alman sanatçı Albrecht Dürer’in bu suluboya resmi, çarpıcı doğruluğu ve tavşanın gerçekçi tasviriyle övgü topladı. Bu eser, bazı sanatçıların çalışmalarında hayvanları bilimsel detaylarla gözlemlemek için nasıl kullandıklarının bir örneğidir.

3) Carel Fabritius tarafından yapılan Goldfinch-Saka Kuşu (1654) 

Hollandalı sanatçı Carel Fabritius’un evinin yakınında bir barut dükkanı patladığında ölmeden önce yaptığı son çalışmalardan biriydi. Bu resim, ayaklarından birisi zincirlenmiş Saka kuşunu gösteriyor ve geniş, süpürme tekniği fırça darbeleriyle dikkat çekiyor. Detaylara dikkat.

4) George Stubbs tarafından yapılan Whistlejacket (1762)

Liverpool doğumlu sanatçı George Stubbs, at anatomisine tutkuluydu. Whistlejacket, 18. yüzyılda zengin ve etkili bir politikacı olan Charles Watson-Wentworth’ün sahip olduğu bir attı. Bu, Stubbs’un ileri ve etkileyici at bilgisi nedeniyle en ünlü hayvan resimlerinden biridir.

5) Rosa Bonheur tarafından yapılan At Pazarı(1855)

At Pazarı, Rosa Bonheur’un en ünlü eseridir. Bonheur, Fransız bir hayvanat bahçesinde hayvan ressamı idi ve özellikle evcil ve çiftlik hayvanlarıyla ilgileniyordu. Bonheur, Paris’teki at pazarında bir dizi eskiz çalışması yaptıktan sonra bu eseri yaptı ve bu eser beğeni topladı.

6) ‘Sürpriz!’ Henri Rousseau (1891)

‘Sürpriz!’ Fransız sanatçı Henri Rousseau’nun ilk orman temalı eseri. Bu eser, şiddetli bir tropik fırtına sırasında avına saldıran bir kaplanı gösteren tuval üzerine yağlı boyadır. O zamanlar olumlu karşılanmasa da, hala en ünlü hayvan resimlerinden biri olmaya devam ediyor.

7) Franz Marc tarafından yapılan Mavi Atlar (1911)

Franz Marc, Alman Ekspresyonist hareketinde önemli bir figürdü ve kısa kariyerine rağmen diğer sanatçıları da etkiledi. Hayvanlar, genellikle parlak, cesur renkleri ile tanınan eserlerinin konusuydu. Bu resim, güçlü bir etki yaratmak için canlı renkleri nasıl kullandığını gösteren bir örnektir; mavi özellikle erkeklik, maneviyat ve uyum ile ilişkilendirdiği bir renktir.

8) Suzanne Valadon tarafından yapılan iki kedi (1918)

Suzanne Valadon’un resimle ilgisi diğer sanatçılara resim yapması için bir model olarak başladı ve bu durum onun resime olan kişisel ilgisini ateşledi. Hayvanlar onun uzmanlığı olmasa da, sanatında zaman zaman yerel ortamlara odaklandığı biliniyordu. Çalışmasında zengin renkleri ve sert siyah ana hatları kullanmasıyla tanınıyor.

9) Salvador Dalí’nin Filleri ​​(1948)

Ünlü İspanyol ressam Salvador Dalí’nin, çalışmaları genellikle hayvanları içeriyordu ve filler birkaç kez eserlerinde kullandığı figürler. Bu özel parçada, filleri son derece uzun ve ince bacaklarla boyuyor ve büyük bedenlerini koruyor. Bu eserde, Gian Lorenzo Bernini’nin dikilitaş taşıyan bir fili tasvir eden Roma’daki heykellerinden esinlenmiştir. Filler, canlı renkleri ve kendine özgü tarzıyla dikkat çekiyor.

10) Paula Rego tarafından yapılan ‘Savaş’ (2003)

‘Savaş’, Irak Savaşı’nda yaşanan şiddet ve yıkımdan esinlenen kağıt üzerine pastel çalışma. Resim, tavşan kafalı figürleri kaotik bir sahnede tasvir ediyor. Eserde, yaralı bir çocuk taşıyan tavşan kafalı bir kadın odak noktasında. Bu resim, güçlü ve duygusal mesajı ile övgüler aldı.

Ovacık’ta umutları yeşerten ‘Komünist Başkan’ın Hikayesi

“Ücra” bir coğrafyada kendi halinde bir yaşam sürdüren Ovacık, 2014’ten bu yana Türkiye’nin ve dünyanın ilgisini üzerine çekmeyi başarıyor. Çünkü Ovacık’ta yeşeren umut, Türkiye’ye ve dünyaya yayılıyor. İnsana, doğaya, kültüre, kısacası cümle varlığa saygılı, birlikte üreten, hakça bölüşen bir sistemin uçları filiz veriyor Ovacık’ta. Giderek “Ovacık Modeli” olarak nitelendirilen bu yeni yaşamın taşıyıcısı, emekçisi, önderi konumundaki kişi ise Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu. Namı diğer “Komünist Başkan”

Peki Komünist Başkan kimdir?

Ovacık Modeli nedir?

Elinizdeki kitap, bu soruların yanıtını verme çabasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

– Fatih Mehmet İsminin Hikayesi
– Kitap Yere Düştü; Baktım, İbrahim Kaypakkaya
– “Nedir Bu? ” Dedim? ” Bu Ezandır.” Dediler
– Süleymancıların Köyünde “Hadi Camiye Gidelim!” Dediler
– Kaymakam “Bu kim?” Diye Şaşırdı
– Hayatımın En Korkunç Dönemi Devrimciler Galiba Yanlış Yapıyorlardı
– Askerlere Bildiri Dağıtıyordum
– Cem Tutulurken Ben de Eşim de Ağlıyorduk
– Son 2-3 Sandığa Gelindiğinde, Ben O Kitabı Okuyordum
– Terzi Fikri, Mehdi Zana, Juan Manuel Sánchez Gordillo…
– Saadet Partisi’nden Bir Grup Geldi
– Dersim Merkezli Bir Model Yaratmak İstiyoruz
-“İşe Yaradı” Desinler, Her Şeyimi Veririm

HEPSİ BU KİTAPTA:

Bu kitaba KitapDevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz: http://kitapdevrimi.com/magaza/kitap/politika/komunist-baskan-erdal-emre/

0

Sepetiniz