Yoksullar Hastanesinde Ölen Ressam: ‘MODIGLIANI’ – Oğuz Kemal Özkan yazdı…

Kategoriler

Paylaş

Dostları, herkes ile başı dertte olan ruhunun doğal soyluluğu ile talihsizliğine yenilen ressam olarak anlatıyordu Modigliani’yi.. Kavgacılığını, şamatacılığını görenler birinci sınıf bir sanatçı olacağına ihtimal vermiyorlardı. Çürüğe çıkarılıp askere alınmadığından beri içine dönük, durgunluğu artan, kızdığı zamanlar dışında az ya da yavaş konuşan, Dante’den alıntılarla resimlerini imzalayan bu ressam, kredi mektuplarının aşk mektuplarından daha geçerli olduğu bir şehirde doğdu: ‘Livorno’

İlk resimlerini küçükken ailesi içinde ona takılan ‘Dedo’ lakabıyla imzalamıştı. Ünlü bir İtalyan ressam olacağına ilk annesi inanmıştı ve ticaretten başka bir şeyden anlamayan, sanatçı olma tutkusundan hoşnut olmayan babasına karşı onu hep o savunmuştu. Amedeo, gençlik döneminde amansız bir hastalığa yakalandı. Ciğerlerinden kan gelmeye başlamıştı. Gençlik yıllarında portre resimlerden para kazanmaya başlamıştı aslında. Livornolu resim öğretmeninin salık vermesiyle Floransa’daki Güzel Sanatlar Okulu’na gitti. Okulun çok şey öğretmeyeceğini düşünerek ve müzelerden daha çok şey öğreneceğini sezerek müzeleri ve başka şehirleri gezip dolaştı.

Venedik’te tesadüfen tanıştığı ressam arkadaşı Papini’nin, çizdiği eskizleri‘Carpaccio’nun işlerine benzetmesi Modigliani’yi ayrıca mutlu etti ve cesaretlendirdi. Daha sonra yolu Paris’e düştü. Geçmişin İtalyan baş yapıtlarını incelemeye adadığı yıllardan sonra şimdi çağdaş sanatın en son gelişmelerini izlemeye can atıyordu.

Paris’teki sanat turlarına galerileri gezerek başladı. Fikirleri, beğenisi ve tarzı İtalya’da biçimlenen bu ressam için bu süreç anlamakla geçti. İzlenimciliği çağdışı buldu. Picasso’nun işlerinden etkilenmişti. Paris’te kırmızı şarap içmek için girdiği barın önünde Picasso’yu görünce kendisinden beklemediği bir içgüdüyle yanına gitti ve kendisiyle tanıştı. İçki içmeye davet etti. Picasso, kişiliği ilgisini çeken bu genci kırmadı ama başka birinin çalışmalarını çekiştirmede oldukça bencil olma hakkını saklı tutarak…

Burada dostça sohbet ettiler. Picasso Paris’e yeni gelen bu gence atölye tutmasını, tutabileceği yerleri anlatarak nasihatlerde bulundu. Hatta Modigliani, o gün galerisinden para alamayan Picasso’ya 1-2 frank borç para bile verdi. Picasso bu borcu birkaç yıl sonra sarhoş olarak rastladığı Modigliani’nin ceketinin cebine yüz frank koyarak ödedi.

Ve Modigliani, Picasso’nun dediği semtte ailesinden gelen parayla görkemli bir şekilde dayayıp döşediği bir oda tuttu. Odanın duvarlarını İtalyan başyapıtların fotoğraflarıyla donattı. Odada kendi resimlerini, yüzlerini duvara dönük olarak astığı için dehasının nasıl gelişeceğini gösterir çok az işaret vardı.

Modi’nin tanıştıktan sonra Picasso’nun kapısının üstünde ‘Ozanların Buluşma Yeri’ yazan atölyesine neden gitmediği bilinmiyor. Onu tanıyanlar yalnız takılmasını yakışıklılığına binayen içten bir kıskançlıkla şarap ve kadınlara olan düşkünlüğüne bağlıyordu. Ve kısa bir süre sonra ‘afyon’lu günler de başlayacaktı…

Ünlü İtalyan Ressam dostu Gino Severini de Modigliani’nin kimseyle geçinemediğine değinmişti: ‘Modi’nin, Toskanyalı oluşu nedeniyle eleştirel bir sanat anlayışı ve alaycılığı vardı. Başka bir Toskanyalı özelliği ise keskin duyarlılığı idi. Şunu da söylemeden geçmeyeyim: Picasso onun Paris’te tanımak istediği tek sanatçıydı. Ne var ki Modigliani onunlar arkadaşlığını sürdürmedi ama Picasso’yu da hiç boş vermedi. Öyle sanıyorum ki bu duygu karşılıklıydı.’
Nitekim Picasso’nun ölüm döşeğinde Modigliani’nin ismini sayıkladığı söylenir. Modi’nin de ‘Picasso’nun küçük numaralarını hiç yutmayacağım’ diye homurdadığı…

Modigliani, içindeyken yavaş yavaş batağa saplandığını düşündüğüMontmartre’dan Montparnass’e taşındığında hayatında yeni bir sayfa açmayı ve başarılı olmayı hedefliyordu. Montmartre’da takıldığı cafenin tanışmış mıdır bilinmez aynı dönemde Lenin ve Troçki’nin de gazetelerini okuyup sohbet ettikleri cafe olduğunu parantez açarak belirtelim. Yine bu cafede Amerikalı bir kızın resmini çizip kendisine hediye ettiğini kızın ısrarla resmine imzasını da atmasını isteyince resmin üstüne boydan boya ‘Kiralıktır’ yazdığını da… Çünkü Modi, bu tarz resimlerine, eskizlerine imza atmıyordu! Parasızken de sarhoşken de onurunu incitecek ve özgür davranmasını engelleyecek her şeye tepkisini gösterirdi.

Beatrice Hastings

İçtiği ucuz şaraplar, yuttuğu afyonlar(hint kenevirinden yapılan bir hap) eserlerinin mükemmelleştiği süreçte bedeninin çökmesine neden oluyordu. İngiliz şair sevgilisi Beatrice ile geçirdiği süreç içerisinde, Beatrice’in uyuşturucu kullanmasına izin vermemesinden ve viskiyle arası iyi olduğu için ucuz şaraplardan da kurtuldu. Bu arada tekrar resim yapmaya yoğunlaştı. Koleksiyonerlerden talepler gelmeye başladı. Parasız kaldıkları ve bir baloya davet edildikleri günlerden birisinde sevgilisinin siyah elbisesine desenler çizerek balonun en göz alıcı elbiseli ve en gözde kadını olmasını sağlamıştı. Aşk Modigliani’nin hayatını biraz da olsa düzene sokmuştu. Ancak o balo gecesi, Modi’nin Betarice’in dans ettiği ve kırıştırdığı İskandinavyalı heykeltraşa saldırması ile sonlandı. Beatrice ise dayak yemekten son anda kaçarak kurtulmuştu. Bu şekilde biten ilişki, Modi’nin en iyi yapıtlarının başlangıcına yön veren dönem oldu.

‘Şişko Çocuk’u, ‘Madam Pompadour’u(uzun boyunlu ilk portresi), ‘Saçı Örgülü Kız’ı, ‘Gelin ve Damat’ı ve daha nice portre çalışmalarını bu dönemde yaptı. En önemli yapıtları 1914-1920 yılları arasına denk gelir. Kadın portreleri ile özgün bir tarz yarattı. Bu portrelerdeki buruk ve hüzünlü hava ‘Hüzün Ressamı’ lakabı takılmasına neden oldu ama Dante hayranı olan Modi’nin tutkusu da o portrelere yansıyordu. O günler aynı zamanda kan tükürmeye başladığı günlerdi…

2018 yılında 157 milyon dolara satıldı.

İlk sergisini de açmıştı. Son dönemlerindeki destekçisi, hem resimlerinin alıcısı hem satıcısı Zborowski’nin desteğiyle Berthe Weill’n galerisinde nü resimlerinden oluşan küçük bir sergiydi. Zborowski, Berthe’yi ikna ederek iki nü resmini de yoldan geçenlerin görmesi için ön cama koydurmuştu. Ancak nü resimleri gören ilk kişi soluğu karakolda almış ve ‘halkın ahlakına hayasızca saldırı’ gerekçesiyle resimler kaldırılmıştı. Sonuç olarak Modi’nin ilk sergisini birkaç ressam dışında hiç kimse görme fırsatını bulamamıştı.

Bu arada yine Zborowski’nin isteğiyle hem gezmeye hem resim satmaya ünlü ressam Renoir’in yaşadığı şehre gittiler. Orada 1 yıl sonra ölecek olan yetmişlerinde ki usta ressam ile görüşme fırsatını yakaladı. Renoir, resmini kendisini gösteren Modigliani’ye şu soruyu sormuş: ‘Bir sevinç duygusu içinde mi resminizi boyarsınız?’ Modi’nin cevabını beklemeden şunları eklemiş: ‘Sevinçle boyamalısınız. Sevinçle boya, delikanlı. Bir kadınla sevişirken duyduğun aynı sevinçle boya. Tuallerini okşamalısın, onları uzun süre okşa. Ben resimlerimi bitirmeden önce, özellikle nülerin arka planlarına günlerce fırça darbesi vururdum.’

Modigliani bu sözler üzerine ne cevap vermiş olabilir? Şaşkına dönmüş ve usta ressamdan kaçıp kurtulma duygusuyla uzaklaşarak ve aynı zamanda lafını esirgemeyen birisi olarak ‘Mösyö, ben arka planlardan nefret ederim.’Diye tepki göstermiş. Bu itirazının sebebi insan tenine önem ve öncelik vermeyi ilke edinen bir sanatçı olmasındandı.

AMEDEO MODIGLIANI, JEANNE HÉBUTERNE, 1919 (2016’da 38.5 milyon euro’ya alıcı buldu)

Bu şehirden hem Renoir ile bu şekilde sonlanan diyalogla hem de hiç resim satamadan beş parasız ayrıldılar. Beatrice’den sonra aşık olduğu ve bakamayacak olsalar da çocuklar yaptıkları Jeanne Hebuterne ile evlendi. Artık yeni ilham ve güç kaynağı yeni eşi idi. Bu aşk da Modi’nin en iyi yapıtları üretmesine vesile oldu. Anna Zborowska, Sarışın Kadın, Uyuyan Kadın, Mavi Giysili Küçük Kız, Gerdanlıklı Kadın, Şapkalı Kadın, Gömlekli Kız, Elvira, Divandaki Çıplak, Yelpazeli Kadın ve daha bir çok portre resimler yine… Uyuşturucu ve içkiyi de azaltmıştı. ‘Ruhunu görebildiğimde, gözlerini de çizeceğim.’ Diyen Modi, Paul Klee’nin ‘Sanat görüneni yansıtmaz; görünür kılar.” Sözünde dediği gibi dinginlik ve olgunluk dönemine girmişti.

Jeanne ile de kavgaları bitmiyordu. Modi’nin öfkeleri, bağırmaları, kavgaları onu hem çocuklarından koparıyor hem de rahatsızlığı ile birlikte sonunu hızlandırıyordu. Sonunun yaklaştığını dostlarına söylemeye başlamıştı. Artık tanınan beğenilen bir ressam olmuş ama rahatsızlığı yüzünden basında hakkında çıkan yazıları dahi okumaya boş veriyordu. Jeanne ise Modi’ye hala aşık son nefesini bile onunla paylaşmak isteyen bir eşti.

En son yaşadığı evinde bir gün yere yığıldı. Hastaneye kaldırıldı, kurtarılamadı. Yıl 25 Ocak 1920 idi. Hastanedeki son sözleri; ‘Hastaneye getirilmeden önce karımı son kez öptüm. Sonsuz mutluluğumuz için böyle kararlaştırmıştık.’ Oldu son günlerindeki tek dostu Zarate’ye…

Jeanne Hebuterne

Jeanne ise hamileydi. Karnı burnundaydı. Annesinin babasının evine döndü. Ailesi bu ilişkiden ötürü ona kızgındılar ama kapılarını açtılar. Odasına çıktı, penceresini açtı ve kendisini ‘Sonsuz Mutluluğa’ attı. Cenazeleri ayrı ayrı yapıldı ama üç yıl sonra Modigliani’nin kabri açıldı ve sonsuz aşkı onun yanına gömüldü.

Her büyük sanatçının makus talihi gibi ünü ölümünden sonra başladı. Yaşarken talihsizliklerine yenilen Modigliani hem yapıtları hem aşkı ile tarihe kazıldı!

Oğuz Kemal Özkan

Kaynak:  Modigliani’nin Yaşam Öyküsü, Andre Salmon

0

Sepetiniz